MADEN SANATI
Sayıları tümü ile ancak yüze yaklaşan elementler (Karbon, İyot,
Kükürt, Oksijen, Silisyum, Demir, Altın, Bakır v.b) tüm evrenin yapı
taşlarıdır. Bu tanımlama hem canlı hemde cansız doğa için
geçerlidir. Astro-Kimyacılar geliştirdikleri spektral (Tayf) analiz
yöntemleri ile güneş sistemimizde hatta içinde yer aldığımız
galaksimiz Saman Yolu'nda aynı elementlerin varlıklarını
saptayabilmektedir. Elementler genellikle birkaçı bir arada bir
topluluk yaşamı sürdürürler. Bu yaşamın belirli kuralları vardır.
Dünyamızın doğal jeolojik ortamında, tek başına bireysel varlık
gösterebilecek elementler sınırlıdır. Altın, gümüş, platin, bakır
v.b soylu metalik elementlerin yanı sıra, salt karbondan oluşan
grafit ve elmas kristalleri ile kükürt, dünyamız doğal koşullarında,
tek elementten oluşup bireysel varlık gösterebilen başlıca
katılardır. Diğer elementler ise doğal jeolojik koşullarda, birkaç
akraba elementin bir araya gelmesi ile mineralleri oluşturarak
varlıklarını sürdürürler. Haliyle doğal olmayan teknolojik
koşullarda (Yani Fabrika ve Laboratuarlarda) insanoğlu aynı
elementlerden çok değişik bilişimler, metal alaşımlar (Pirinç,
Bronz, Alpaka v.b) veya doğa dışı yapay mineraller (Sentetik Elmas,
Safir v.b) üretebilmektedir.
Dünyanın değişik jeolojik Koşullarında oluşan yaklaşık 2000
mineralin 150-200 kadarı yaygın, diğerleri ise ender rastlanır
türdedirler. Tüm bu minerallerin oluşumunda, aktif görev almış
elementlerin sayısı ise 40-45 kadardır. Diğer elementler kendi
minerallerini oluşturabilecek ortamsal koşulları bulamadıklarından,
yabancı azınlıklar olarak çevrelerinde oluşan minerallerle
yerleşirler.
Evrenin yapı taşları olan elementler, tek başlarına veya bir kaçı
bir araya gelerek mineralleri oluşturuyorlar. Minerallerde cansız
doğanın yapı taşları olarak, Tek başlarına veya bir kaçı bir araya
gelerek kayaları oluştururlar. İnsanlık tarihi boyunca, ender
bulunuşları, çekici renkleri, irilikleri ve sertlikleri ile
diğerlerinden ayırımlı olarak değerlendirilen süs taşları (değerli
ve yarı değerli taşlar) tekbir mineraldirler (Elmas, Zümrüt, Topaz,
Kuvars v.b), ya da bu minerallerin oluşturduğu kayalardırlar
(Aventurin, Lapis, Lazuli, Labradorit, Kalsedon, Agat).
Mineraller amorf veya kristal yapıları ile hiçbir zaman ideal
formüllerindeki gibi safkan değildirler. İçerdikleri yabancı (veya
akraba) formül dışı azınlık elementler, onların daha değişik ve
çekici renklerle karşımıza çıkmasına nedendir. Kristallerde bu tür
renklenmenin yanı sıra, iç simetrilerindeki gerçekçi (Hatalı Büyüme)
yapının da renk cümbüşüne katkısı önemlidir. Ayrıca kristal
yapıların ışık ile olan garip ilişkileri, salt bilimsel bir
ilginçlik değildir. Onların gözümüz ile algılanması kristal olmayan
maddelerden daha değişik daha belirgin, daha parlaktır.
(İçindekiler)
Maden Sanatının İlk Örnekleri
Gerçek anlamda sanat eseri denecek ilk buluntular günümüzden 30.000
yıl kadar önce, üst paleolitik dönemde, mağara resimleri, küçük
kadın yontuları ve takılar ortaya çıkar. Anadolu'da Antalya
yöresindeki Karain Mağarası ve Beldibi Kaya Sığınağı gibi paleolitik
ve mezolitik yerleşim alanlarından örnekleri çıkartılan ilk takılar,
doğal biçimleri ile kullanılan renkli taşlar, deniz ve kara
yumuşakçalarının kabukları, fildişi, kemik ve boynuz gibi kolay
işlenebilir, sert olmayan malzemelerden üretilmişlerdir. Daha
sonraki aşamalarda, kazıma ve sürtme yolu ile geometrik desenlerle
süslenen bu takılar, mağara resimlerinde de küçük kadın yontularında
da olduğu gibi av ve bereket büyüleri ile ilgili, koruyucu
fonksiyonu olan üretimlerdir. Böylesine bir estetik ve dinsel
kültürü insanın doğal çevresi oluşturmuştur. Çevrelerinde
izledikleri canlı ve cansız her yenilik sanatsal yaratıcılıklarını,
inançsal dünyalarını, korkularını, umutlarını ve sosyal
yaşamlarındaki yerlerinin simgelenmesini, etkileyici, yönlendirici
rol oynamıştır. Ender rastlanan değerli taşlar veya bunların çekici
görünümlü mineralleri ve kristalleri, gerek dayanıklıları, gerekse
renkleri ve etkileyici güzellikleri ile ilk insanların hemen
ilgisini çekmiştir. Ancak bunların çok sert olmaları nedeni,
işlenerek kullanılmaları zamanla, teknolojik gelişmeler sonrası
gerçekleştirilebilmiştir. (İçindekiler)
Anadolu'nun Öncülüğü
Anadolu'da yaşamış tüm uygarlıklar, değerli ve yarı değerli taşlar
ile metalleri, birlikte veya ayrı ayrı işleyerek, hem kutsal hemde
sanatsal amaçlara yönelik, genelde küçük plastik olarak
tanımlanabilecek, takı ve eşya olarak sayısız eser üretmişlerdir.
Oysa Anadolu, hemde birkaç kez, Bu konuda çağının merkezi olabilmiş.
Olağanüstü teknikleri ilk kez uygulamış, bu sanatın yaşaması için
öncülük etmiş bölgedir.
Eski ustalar, sanatkârlar, değerli taşları ve metalleri takı ve
eşyada kullanırken, biçim, form, fonksiyon gibi özellikleri sosyal,
teknik ve sanatsal davranışları ile denetlemişlerdir. Bu
sanatkârların iyi bir doğa araştırıcısı, duyuları ve sezileri ile
tanıdıkları doğa ile bütünleşebilen, teknik, fonksiyonel tasarım ve
yaratıcılık konularında, en az günümüzdeki meslektaşları kadar
yetenekli olduklarını görüyoruz. Bir yandan kendilerinden önceki
kültür mirasına sahip çıkarken, aynı zamanda yeni göçler ile
Anadolu'yu ele geçiren değişik uygarlıkların getirdikleri teknik ve
üslupları da özümlemişlerdir. Gerek bu sahip çıkma, gerekse özümleme
olayı hiçbir zaman salt pasif bir etkilenme biçiminde olmamış,
aksine her zaman Anadolu'nun özgün karakteri korunmuştur.
Tüm el sanatlarında olduğu gibi, metal işleme tekniklerinde de,
beyindeki: duygusal birikim, göz, el parmakları, alet ve işlenen
malzeme beşlisinin uyum içinde (Harmonik) çalışması sağlanmış ise,
gerek yaratıcı eser üretimini, gerekse teknolojik gelişmeyi
gerçekleştirebilmek zor olmaz. Söz konusu teknolojik yenilik, eninde
sonunda parmaklar ve gözün uyumlu çalışabilmesine ergonomik türde
yardımcı olacak birkaç basit aletten fazlasına gerek duyulmayan bir
olaydır. El sanatının anlamı da buradan kaynaklanır. Bir kez alet ve
insanın, ruhsal ve ergonomik uyumu sağlanmış ise o teknik yüzyıllar
boyu süre gelir, kullanılır ve kolay kolay değiştirilemez.
(İçindekiler)
Kuyumculuğun Tanımı
"Kuyumculuk" değerli metalleri ve alaşımlarını işleyerek şahsi süs
eşyaları, ev eşyası, dini takı v.b. eserleri meydana getirmek
değildir. Kuyumculuk, değerli-değersiz, metal ve metal olmayan ham
maddeleri işlemek suretiyle sanat eseri yapmaya yönelik
faaliyetlerin tümüne denir. Mesleki beceri, alelade bir malzemeyi
bir mücevhere dönüştürür. Metal olmayan ham maddeler mineral
kökenliler (Mermer, Değerli-Değersiz Taşlar, Seramikler v.b gibi)
mevcuttur. Güzel alımlı her takı ve ev eşyası kullanıldığı zaman
seyredende haz duygusu ve ilgi uyandırır. Bu etkiyi fark eden
insanoğlu, ta taş devrinde yani metallerin keşfinden önce
kuyumculuğa başlamıştır. Kuyumculuk, insanoğlunun kendini, çevresini
güzelleştirme ihtiyacını ve arzusunu karşılamaktadır.
(İçindekiler) Milyem Tanımı Kuyumculukta kıymetli metaller has hallerinde kullanılmazlar. Bunun
nedeni, ürünün maliyetini düşürmek değil, has metallerin işlenmeye
müsait olmamasıdır. Kıymetli madenler, alaşımın bir parçası, bir
oranıdır. Sonuç olarak, iki aralığında ayrı ifade edilmesi
gerekmektedir. Kıymetli metalin ağırlığı ve alaşımın toplam
ağırlığı. Birincisine has (Saf) adı verilirken, ikincisine toplam
denir. Eğer bu iki ağırlığı birbirine bölersek milyemi (Ayarı) elde
etmiş oluruz. Diğer bir ifade ile milyem, has ağırlığın, toplam
ağırlığına oranıdır. Pratik nedenlerden dolayı milyem binler ile ifade edilmiştir. Buna
göre has altın 1000/1000 milyemdir. 24 ayar, karşılığıdır. 750/1000
milyem 18 ayar, 585/1000 milyem, 14 ayar karşılığıdır. Kullanılan ilk ölçek, 24'lük ölçek idi. Ayar ve kırat olarak
adlandırırlar. Kırat 1/24'e tekabül ederken, has altın 24/24 ayara
karşı gelirdi. Kuyumculukta 24'lük ölçek kullanılırken, gümüşçülükte 12'lik ölçek
kullanılırdı. Has gümüş 12 para idi ve bir para iki kırata eşitti. Gümüşçülükte de has gümüş milyem ile ifade edilmiştir. Buna göre
nitelikli üretilmede kullanılan 925/1000 milyemlik bir alaşım ise
her 1000 gramında 925 gram has gümüş bulunur. Kullanılan diğer
alaşımlar ise 900/1000 milyem ve 800/1000'dir.
(İçindekiler)
GÜMÜŞÜN KÜLTÜRÜMÜZDEKİ YERİ
Gümüş, tarih boyunca Türkler tarafından bilinen bir madendir.
Gümüşün değerli bir maden olması, fiziksel ve kimyasal birçok
özelliklerinin Türkler tarafından bilinmiş olması, kullanım
alanlarının çokluğu gibi birçok nedenlerle kültürümüzde de önemli
bir yer tutmasına neden olmuştur. Gümüş, madenlerin en parlağıdır.
Yumuşak olması nedeniyle kolay işlenebilmiş ve gerek takı olarak,
gerek ev eşyası olarak kullanılmıştır. Gümüş halk arasında "Ay Taşı"
olarak da anılmaktadır. Gümüş mikrop barındırmaz. Onun bu özelliği
çok eskiden beri bilindiği için zehirlenme korkusu olanlar suları
gümüş kaplardan içmişlerdir. Gümüş kapta bekletilen su mikrop ve
zehirden arınır ve güvenle içilebilir. Su filtrelerinde gümüş
folyolar kullanılır. Gümüşün tedavi edici özelliği de vardır. Tıpta birçok alanda kullanılmakta, ameliyat aletlerinin birçoğu
gümüşten yapılmaktadır. Gümüşün "Cehennem Taşı" denilen bir bileşiği
yara ve yanıkların tedavisinde çok eskiden beri kullanılmaktadır. Bu
bileşiğin renginin siyah oluşu ve yarayı çok yakması sebebiyle bu
ismi almıştır. Gümüşün "Oligo Aktivite" denen bir özelliği de
vardır. Onun bu özelliği insan üzerindeki olumsuz elektrik
akımlarının ve zararlı olabilecek miktarlardaki radyasyonun yok
edilmesini sağlar. Çeşitli toplumların kültürlerini, psikolojik ve sosyolojik açıdan
incelediğimizde, değişik form ve şekilde kullanım kazanan gümüşün
insanlar üzerinde birtakım etkiler bıraktığını adeta büyüleyici,
çekici, sempati kazandırıcı özelliklerini bilmekteyiz. Ayrıca: * Kem gözlerden, kötülüklerden koruyucu * Hastalıklardan uzak tutucu, iyileştirici * Üreme ve çoğalmayı artırıcı * Kıymetli, değerli, zenginliği, hazine ve dekoru, süslemeyi,
şaşaayı vurgulayıcı * İnancı, bir yere bağlı olmayı * Güç ve iktidarı, asalet, haşmet ve haysiyeti ifade edici * Savaşanı ve savaş ganimetini simgeleyen özelliklerine
rastlayabiliriz. Gümüş tarih boyunca birçok kavim tarafından olduğu gibi Türkler
tarafından da para olarak kullanılmıştır. Camın arkasında sır olarak
ayna yapımında da kullanılmaktadır. Bu kadar çok kullanım alanı olan gümüş atasözlerinde de yerini
almıştır. "Söz gümüşse, sükût altındır." "Altın gide dursun, gümüş bize kalsın." "Altın zenginliği, şatafatı; gümüş asaleti, sadakati temsil eder." Osmanlı döneminden kalma veciz bir söz vardır. Rahmetli Ziya OYGAN
ustamızdan naklen: Ey gümüş, öyle hayranım ki İstihalendir senin, Ki'se'de siyret numa Aynada suret numa Açıklaması: Ey gümüş, Öyle hayranım ki Cebimize para olur girersin, iç yüzümüzü gösterirsin, Aynada sır olur, dış yüzümüzü gösterirsin.
(İçindekiler)
GÜMÜŞ EŞYA İŞLEME ELSANATI
Geleneksel Türk el sanatlarından zamanımıza kadar ulaşanlar çok
azalmıştır. Türk İslam kültürünü yansıtan bu el sanatlarının
başında, hat sanatı, tezhip sanatı, ebru sanatı, çini sanatı, kakma
sanatı, cilt sanatı, minyatür sanatı ve gümüş işleme sanatını
sayabiliriz. Gümüş işleme sanatı dışındakiler ise hemen hemen yok
olmak üzeredir.
Türklerde Gümüş İşleme Sanatı Türk Tarihi kadar eskidir. Gümüş
eşyaların toprak altında kolay erimesi nedeniyle çok eski
tarihlerden kalma eserler yoktur. Ancak Horasan ve Buhara Kenti
çevresinde yapılan kazılarda, Gümüş Ayran Maşrapası, Kılıç ve Kama
kabzası at eğer ve koşum parçalarına rastlanmıştır. Osmanlı Devleti
döneminde ise gümüş eşya üretimi 16.yy dan itibaren gelişmeye
başlamıştır. Bu devirde Orta Asya, Kafkaslar ve Orta Doğu'dan gelen
gümüş ustalarının Kapalıçarşı çevresine yerleşmeleriyle bu bölgedeki
gümüş işleme sanatı çok gelişmiştir. 18.yy.da gümüş ustaları Topkapı
Sarayı'nın içine girmiş, sarayda üretim yapmışlardır. Bu dönemden
kalma, gümüş hat sanatı eserleri, Çeşmi Bülbül (Leğen İbrik),
hamamtası, şamdan ve vazolar, gümüş kakmalı rahleler, müzelerin ve
müzayede salonlarının nadide eserleridir. Osmanlı dönemi boyunca devam eden gümüş eşya üretimi 20.asrın
başlarında savaşlar ve Osmanlı devleti'nin yıkılması nedeniyle
gerileme dönemine girmiştir. Buna rağmen Kapalıçarşı çevresindeki
varlığını sürdürmüştür. (İçindekiler)
FİZİKİ ÖZELLİKLER
İşlenebilir parlak beyaz bir metaldir. 2,5 mikron (1 mikron metrenin
milyonda biridir) kalınlığında levhalar üretilebilmekte, arasından
yeşil-mavi bir ışık geçmektedir. Mosh ölçeğine göre sertliği 2,5 ila
3 arasında olup, saf altından biraz daha serttir. Altından sonra en
iyi işlenebilir metal olup, genellikle alaşımları kullanılır. Diğer değerli metallerde olduğu gibi ayarı binlik sistemle ifade
edilir. Geçen yüzyıla kadar 12'lik sistem kullanılıyordu. Alaşım
halinde belli bir sesi olmaktadır. En iyi elektrik ve ısı
iletkenidir. Tüm metaller arasında ışığı en iyi yansıtandır. Bu
ışık, görünen ışık ve enfraruj ışığıdır. Aynaların imalinde
kullanılır. Beyaz görünmesinin nedeni, ışık spektrumunda bulunan tüm
ışınları homojen şekilde yansıtmasıdır. Ültraviyole ışınlarda
gümüşün davranışı kötüleşmekte, yerine radyum gibi değerli metaller
kullanılmaktadır. Gümüşün buharı mavimsi olup kaynama sıcaklığında ortaya çıkar.
(İçindekiler)
DOĞADAKİ HALİ
Gümüş doğada hem doğal maden, hemde cevher olarak mevcuttur. Doğal
bir altın-gümüş alaşımı olan elektron madenin içinde de %40 oranında
gümüş bulunmaktadır. (İçindekiler)
Doğal Gümüş İlk kullanılan gümüş, doğal gümüş olmuştur. Bu madende altın gibi
dere yataklarından toplanır veya bazı kayaların içinde damar olarak
bulunur. Doğal gümüş çok az miktarda mevcut olduğundan, altından
daha geç bir tarihte fark edildiği tahmin edilmektedir. Doğal
gümüşün, M.Ö. dördüncü binin başlarından itibaren süs eşyalarının
yapımında kullanıldığı görülmektedir.
(İçindekiler) Cevher gümüş Gümüş elde edilen başlıca cevherler galen ve gümüş klorürleridir.
Dünya gümüş üretimi 6,000 tondur. Meksika, ABD, Kanada, Peru,
Avustralya, Bolivya ve Türkiye'de metal olarak bulunmaktadır.
Mineralleri bakır, kükürt, klor ve alüminyumla karışmış olarak
mevcuttur. Altınla birlikte simyacıların araştırmalarına konu olmuştur. Bunlar
gümüşü sembolüyle gösterirler ve "ay madeni" veya "diana madeni"
diye adlandırırlardı. Bu adlandırma şüphesiz gümüşle aynı rengi ve
parlaklığı arasındaki benzerlikten doğmuştur.
(İçindekiler)
KİMYASAL ÖZELLİKLER
Ticari Gümüş Uni standartlarında üç kalite gümüş vardır (külçe veya granül
halde). Bunlar Ag98 - Ag93 ve Ag70 olup, sırasıyla %99,98 - %99,93
ve %99,70'dir. Gümüşün saflığını belirtmek üzere kimyager ayarı
kullanılır. Kuyum ve gümüşçüler için su gümüşü piyasada bulunan en
saf gümüştür. Genelde su gümüşü granül halde piyasaya sürülür. Aşağı yukarı
küresel haldeki gümüş tanelerinden oluşmaktadır ve erimiş gümüşün
suya akıtılması ile elde edilir. Şekle etki eden ana unsur düşme
yüksekliğidir. Eğer yükseklik az ise kenarları girintilidir, fazla
ise ovaldir. Rengi, Şekli ve yüzeyin durumu metalin saflık derecesi
hakkında bilgi verebilir. Bu nedenle granül halde iken saflık
kontrolü gereksizdir. Ancak buda gümüş kaplı bakır ile taklit edilebildiğinden özgül
ağırlığının kontrolü uygun olacaktır. Bu değer Ag için 10,5 iken, Cu
için 9'dur. En sağlıklı yol ise, tüm partinin eritilip bir kısmının
analiz edilmesidir. (İçindekiler)
Gümüşün Kullanıldığı Alanlar Bilindiği gibi gümüş; takı, ev eşyası ve hediyelik anlamında
kullanılmaktadır. Sadece ekonomik yönden değil turizm ve el
sanatlarının tanıtılması yönlerinden de çok önemli bir maden
olduğundan öneminin gün geçtikçe artmakta olduğunu çok iyi
biliyoruz. Bu yönüyle ekonomimize girmekte ve katkı sağlamaktadır. Değerli bir maden olan gümüş, çok eski zamanlardan beri para olarak
kullanıldı. Gümüş fiyatlarındaki aşırı dalgalanmalar, para
sistemindeki rolünü kaybetmesine en büyük etkendir. Hatıra para ve
madalyon basımı halen sürmektedir. Metallerin içinde elektrik öz direnci en düşük ve ısı geçirgenliği
en yüksek oluşu, gümüşü pek çok sanayi dalında vazgeçilmez bir metal
haline getirmiştir. Sanayideki en büyük tüketim alanları ve elektronik sanayi %20 -
%30'luk bir tüketime sahiptir. Geleneksel süs eşyaları ve takı
üretimi sırasında %15 civarında gümüş tüketimi gerekmektedir. Bunun yanında gümüş, bu gün pek çok metalin üstün vasıflı alaşım
meydana getirmesinde kullanılmaktadır. Örneğin alüminyuma binde beş
civarında katılan gümüş, bilinen en sağlam alaşımı oluşturmaktadır.
Triend–1 füzeleri bu alaşımla yapılmıştır. Jet motorları dişli
kutusu imalinde kullanılan magnezyum alaşımı içine %2,5 gümüş ilave
edilmesi suretiyle, uzun süre yüksek ısıda çalışma vasfı
kazandırmaktadır. (İçindekiler)
YAPIM TEKNİKLERİ
Kuyumculukta ve gümüşçülükte metal işleme özenli işçilik gerektirir.
Küçük anlamlı ve düzgün formların üretimi esastır. Soy metallerin
(Altın - Gümüş) ideal işlenebilme özellikleri, darbe karşısında
kırılmadan plastik biçimlenebilmeleri kuyumculukta üst düzeyde
gelişmeler sağlamıştır. Madeni işleyen ustalar; üzerinde
çalıştıkları malzemeyi çok iyi bildiklerinden, uygulayacakları
teknikleri bu malzemeye göre seçmektedirler. Antik çağda ve İslam
sanatında madeni işleme oldukça ileri bir teknikle yapılmış olup
Osmanlı sanatında bu teknikler doruk noktasına ulaşmıştır. Madeni eserlerin üretiminde, geliştirilen yeni tekniklerin ilavesi
ile kullanılan yöntemleri aşağıdaki gibi sınıflandırırlar.
(İçindekiler)
1- Dövme Tekniği Kullanılan tekniklerin en eski olanıdır. Bu teknikte, madenler
çekiçle, örs üzerinde dövülerek işlenir.
(İçindekiler) 2- Döküm Tekniği Potada eritilen madenlerin istenen biçimde hazırlanmış kalıplara
dökülerek dondurulmasına döküm denir. a) İçi dolu (masif) döküm. b) İçi boş döküm. c) Bal mumu tekniği (cire perdue). d) Santrifüj döküm.
(İçindekiler)
3- Tornada Çekme Tekniği (Sıvama Tekniği) Torna tezgâhında yuvarlak madeni plakalar kullanılarak yuvarlak ve
oval içi boş eserler seri olarak yapılabilir.
(İçindekiler) 4- Pres Tekniği Tasarlanan formun, erkek ve dişi olarak çelik kalıplara işlenip,
metallerin (Altın - Gümüş) çelik kalıbın arasına koyarak, presle
uygulanan kuvvetin metali şekillendirmesine denir.
(İçindekiler)
5- Elektro Form Tekniği Kalıp ya da mandrel üzerinde bir metalin elektrolitik kaplamasıyla
cisimlerin şekillendirilmesidir. (İçindekiler)
6- Madeni Parçaları Birleştirme (Perçin, Lehim, Kaynak) a) Perçin: Çivi ile birleştirme usulüdür. b) Lehim: Erime noktası alçak olan bir maden veya bir maden
alaşımıdır. Lehimler yumuşak ve katı lehimler olmak üzere iki gruba
ayrılırlar. Kurşun ve kalay karışımı bir alaşım olan yumuşak lehimin
erime noktası çok düşüktür. Katı lehimler; altın, gümüş, bakır, tunç
ve pirinç gibi maddelerin birleştirilmesinde, katı lehimler yani bu
maddelerden hazırlanan, fakat erime noktaları eserin madenin erime
noktasından daha düşük olan lehimlere denir. Arkeolojik kazılarda
çıkan eserlerde lehim tekniğinin yakın doğuda M.Ö. 3000'den itibaren
bilindiğini göstermektedir. c) Kaynak: Maden parçalarını, çok yüksek ısı veya basınç (Çekiçleme)
kullanarak birleştirme usulüdür. (İçindekiler)
SÜSLEME TEKNİKLERİ
1- Çalma ve Kazıma Tekniği Altın, gümüş, bakır, tunç ve pirinç eserlerinin üzerine derin
çizgilerle süslemeler yapılır. Bu çizgiler iki ayrı usul uygulanarak
açılır. Çalma denilen usulde; ucu küt çalma kalemleri ve çekiç,
kazıma denilen usulde ise; ucu keskin kalemler ve çekiç veya keski
denilen tahta saplı, keskin ve sivri uçlu kazıma aletleri
kullanılır. (İçindekiler)
2- Kabartma Tekniği (Kakma-Repousse-Çarpma) Altın, gümüş gibi metal levhalar, karasakız, Horasan tozu, iç yağı,
talaş ve zeytinyağından yapılan ve esnemeyi önleyen bir karışıma
yapıştırılarak, çelik kalem ve çekiçle metal levhanın yüzeyini
kabartma desenlerle süsleme tekniğine kakma (Çarpma-Repousse) denir.
Kabartmalar, maden tabakasını dıştan (Yüzden) veya içten (Tersten):
veya hem dıştan, hemde içten çelik kalem ve çekiçle işlemek
suretiyle elde edilebilir. (İçindekiler)
3- Delik İşi (Kesme, Ajur) Tekniği Madeni eserlerin üzerine, kesici ve delici aletler kullanılarak
çizilen desenin zemin kısmı kesilerek çıkarılır, bazen de zemin
bırakılarak desenler kesilip çıkartılarak elde edilen süslemelerin
yapıldığı tekniğe verilen isimdir.
(İçindekiler) 4- Telkari ve Güverse Tekniği Altın ve gümüş telleri eğip, bükerek desenler yapmaya ve bu tel
motifleri lehim kullanarak birbirlerine ve çerçeve tellerine
tutturmaya telkari tekniği denir. Çeşitli şekillerde hazırlanmış
altın veya gümüş taneciklerinin yan yana lehimlenmesiyle elde edilen
süslemeye Güverse tekniği denir. (İçindekiler)
5- Kama (Madene Başka Cins Bir Maden Kakma)Tekniği Madeni eserlerin üzerine açılan yivlerin veya yuvaların içine başka
cins ve renkte madenler katılarak elde edilen süslemeye denir. Bu
teknikte esas olan eserin madeni ile kontrast yapacak, eseri
renklendirecek diğer bir malzemenin kullanılmasıdır.
(İçindekiler)
6- Savatlama (Niello) Tekniği Madeni eserlerin üzerine açılan kanallara ve yuvalara, belirli
oranlarda kükürt ile gümüş ve bakır veya ile kurşun ve bakır
madenleri karıştırılarak, elde edilen siyah rengin çeşitli
tonlardaki madeni karışımın doldurulması tekniğine savat denir.
(İçindekiler)
7- Mıhlamacılık (Değerli-Yarı Değerli Taşlarla Süsleme) Tekniği Altın, gümüş gibi madenlerden yapılan takı ve objenin üzerine tel
veya astar lehimleyerek üstü açık yuvalar: veya madenin zeminini
çökerterek veya oyarak yuvalar hazırlayıp, bu yuvaların üzerine
kıymetli taşlar veya yarı değerli taşlar tekniğine mıhlamacılık
denir. (İçindekiler)
8- Mine Tekniği (Emaye) Mine, toz cam ve maden oksidi karışımı, madeni eser üzerine
çökertilerek veya oyularak açılan yuvaların içine doldurulup, eser
fırınlanır; ısı ile eriyen cam madde, madene yapışarak parlak ve
renkli mine dolguyu meydana getirme tekniğine denir.
(İçindekiler)
9- Kaplama ve Yaldız Tekniği Bakır, tunç ve gümüş eserler, mekanik veya kimyasal usuller
uygulanarak altınla kaplanabilir. Altın kaplama, eserin bazen bütün
yüzeyine, bazen de yalnızca belirli kısımlarına uygulanır. Madeni
eserler, mekanik usullerle, üzerine çok ince altın levhalar
çekiçlenerek veya zar gibi ince altın varaklar bir yapıştırıcı ile
yapıştırılarak kaplanabilirler. Madeni eserler kimyasal usuller
uygulanarak da altın kaplanabilir. Bir cıva-altın alaşımı olan
malgama ve ısının kullanıldığı kaplama usulüne yaldız denir. gelişen
teknoloji, elektroliz metoduyla yaldız ve rodaj kaplama tekniği
madeni eserlere uygulanmaktadır. (İçindekiler)
10- Rötuşlama Tekniği Kuyumcu ışık gölge oyunları ile fark edilmesini istediği ayrıntıları
ön plana çıkartır. Işık efekti oluşturmak için düzlemin ışınlarını
yansıtacak şekilde parlatılır. Efekti arttırmak için kenarları
koyulaştırılır. Bu etkiyi elde etmek için; parlak rötuşta, elde ya
da makinede rötuş, cilalama, taşlama, dönen silindirlerde cilalama,
anodik ya da katodit galvaniz banyosu yöntemlerinden biri veya
birkaçı bir arada kullanılır. Parlak olmayan rötuşta ise, fırçalama, elektrikli matlaşma, kumlama
yöntemlerinden biri veya birkaçı bir arada kullanılarak mat yüzeyler
elde edilir. (İçindekiler)
|