İ Ç İ N D E K İ L E R

I- MADEN SANATI

1- Maden Sanatının İlk Örnekleri
2- Anadolu'nun Öncülüğü
3- Kuyumculuğun Tanımı
4- Milyem Tanımı

II- GÜMÜŞÜN KÜLTÜRÜMÜZDEKİ YERİ

III- GÜMÜŞ EŞYA İŞLEME ELSANATI

IV- FİZİKİ ÖZELLİKLER

V- DOĞADAKİ HALİ

1- Doğal Gümüş
2- Cevher gümüş

VI- KİMYASAL ÖZELLİKLER

1- Ticari Gümüş
2- Gümüşün Kullanıldığı Alanlar

VII- YAPIM TEKNİKLERİ

1- Dövme Tekniği
2- Döküm Tekniği
3- Tornada Çekme Tekniği (Sıvama Tekniği)
4- Pres Tekniği
5- Elektro Form Tekniği
6- Madeni Parçaları Birleştirme (Perçin, Lehim, Kaynak)

VIII- SÜSLEME TEKNİKLERİ

1- Çalma ve Kazıma Tekniği
2- Kabartma Tekniği (Kakma-Repousse-Çarpma)
3- Delik İşi (Kesme, Ajur) Tekniği
4- Telkari ve Güverse Tekniği
5- Kama (Madene Başka Cins Bir Maden Kakma)Tekniği
6- Savatlama (Niello) Tekniği
7- Mıhlamacılık (Değerli-Yarı Değerli Taşlarla Süsleme) Tekniği
8- Mine Tekniği (Emaye)
9- Kaplama ve Yaldız Tekniği
10- Rötuşlama Tekniği


MADEN SANATI

Sayıları tümü ile ancak yüze yaklaşan elementler (Karbon, İyot, Kükürt, Oksijen, Silisyum, Demir, Altın, Bakır v.b) tüm evrenin yapı taşlarıdır. Bu tanımlama hem canlı hemde cansız doğa için geçerlidir. Astro-Kimyacılar geliştirdikleri spektral (Tayf) analiz yöntemleri ile güneş sistemimizde hatta içinde yer aldığımız galaksimiz Saman Yolu'nda aynı elementlerin varlıklarını saptayabilmektedir. Elementler genellikle birkaçı bir arada bir topluluk yaşamı sürdürürler. Bu yaşamın belirli kuralları vardır. Dünyamızın doğal jeolojik ortamında, tek başına bireysel varlık gösterebilecek elementler sınırlıdır. Altın, gümüş, platin, bakır v.b soylu metalik elementlerin yanı sıra, salt karbondan oluşan grafit ve elmas kristalleri ile kükürt, dünyamız doğal koşullarında, tek elementten oluşup bireysel varlık gösterebilen başlıca katılardır. Diğer elementler ise doğal jeolojik koşullarda, birkaç akraba elementin bir araya gelmesi ile mineralleri oluşturarak varlıklarını sürdürürler. Haliyle doğal olmayan teknolojik koşullarda (Yani Fabrika ve Laboratuarlarda) insanoğlu aynı elementlerden çok değişik bilişimler, metal alaşımlar (Pirinç, Bronz, Alpaka v.b) veya doğa dışı yapay mineraller (Sentetik Elmas, Safir v.b) üretebilmektedir.

Dünyanın değişik jeolojik Koşullarında oluşan yaklaşık 2000 mineralin 150-200 kadarı yaygın, diğerleri ise ender rastlanır türdedirler. Tüm bu minerallerin oluşumunda, aktif görev almış elementlerin sayısı ise 40-45 kadardır. Diğer elementler kendi minerallerini oluşturabilecek ortamsal koşulları bulamadıklarından, yabancı azınlıklar olarak çevrelerinde oluşan minerallerle yerleşirler.

Evrenin yapı taşları olan elementler, tek başlarına veya bir kaçı bir araya gelerek mineralleri oluşturuyorlar. Minerallerde cansız doğanın yapı taşları olarak, Tek başlarına veya bir kaçı bir araya gelerek kayaları oluştururlar. İnsanlık tarihi boyunca, ender bulunuşları, çekici renkleri, irilikleri ve sertlikleri ile diğerlerinden ayırımlı olarak değerlendirilen süs taşları (değerli ve yarı değerli taşlar) tekbir mineraldirler (Elmas, Zümrüt, Topaz, Kuvars v.b), ya da bu minerallerin oluşturduğu kayalardırlar (Aventurin, Lapis, Lazuli, Labradorit, Kalsedon, Agat).

Mineraller amorf veya kristal yapıları ile hiçbir zaman ideal formüllerindeki gibi safkan değildirler. İçerdikleri yabancı (veya akraba) formül dışı azınlık elementler, onların daha değişik ve çekici renklerle karşımıza çıkmasına nedendir. Kristallerde bu tür renklenmenin yanı sıra, iç simetrilerindeki gerçekçi (Hatalı Büyüme) yapının da renk cümbüşüne katkısı önemlidir. Ayrıca kristal yapıların ışık ile olan garip ilişkileri, salt bilimsel bir ilginçlik değildir. Onların gözümüz ile algılanması kristal olmayan maddelerden daha değişik daha belirgin, daha parlaktır.  (İçindekiler)

Maden Sanatının İlk Örnekleri

Gerçek anlamda sanat eseri denecek ilk buluntular günümüzden 30.000 yıl kadar önce, üst paleolitik dönemde, mağara resimleri, küçük kadın yontuları ve takılar ortaya çıkar. Anadolu'da Antalya yöresindeki Karain Mağarası ve Beldibi Kaya Sığınağı gibi paleolitik ve mezolitik yerleşim alanlarından örnekleri çıkartılan ilk takılar, doğal biçimleri ile kullanılan renkli taşlar, deniz ve kara yumuşakçalarının kabukları, fildişi, kemik ve boynuz gibi kolay işlenebilir, sert olmayan malzemelerden üretilmişlerdir. Daha sonraki aşamalarda, kazıma ve sürtme yolu ile geometrik desenlerle süslenen bu takılar, mağara resimlerinde de küçük kadın yontularında da olduğu gibi av ve bereket büyüleri ile ilgili, koruyucu fonksiyonu olan üretimlerdir. Böylesine bir estetik ve dinsel kültürü insanın doğal çevresi oluşturmuştur. Çevrelerinde izledikleri canlı ve cansız her yenilik sanatsal yaratıcılıklarını, inançsal dünyalarını, korkularını, umutlarını ve sosyal yaşamlarındaki yerlerinin simgelenmesini, etkileyici, yönlendirici rol oynamıştır. Ender rastlanan değerli taşlar veya bunların çekici görünümlü mineralleri ve kristalleri, gerek dayanıklıları, gerekse renkleri ve etkileyici güzellikleri ile ilk insanların hemen ilgisini çekmiştir. Ancak bunların çok sert olmaları nedeni, işlenerek kullanılmaları zamanla, teknolojik gelişmeler sonrası gerçekleştirilebilmiştir.  (İçindekiler)

Anadolu'nun Öncülüğü

Anadolu'da yaşamış tüm uygarlıklar, değerli ve yarı değerli taşlar ile metalleri, birlikte veya ayrı ayrı işleyerek, hem kutsal hemde sanatsal amaçlara yönelik, genelde küçük plastik olarak tanımlanabilecek, takı ve eşya olarak sayısız eser üretmişlerdir. Oysa Anadolu, hemde birkaç kez, Bu konuda çağının merkezi olabilmiş. Olağanüstü teknikleri ilk kez uygulamış, bu sanatın yaşaması için öncülük etmiş bölgedir.

Eski ustalar, sanatkârlar, değerli taşları ve metalleri takı ve eşyada kullanırken, biçim, form, fonksiyon gibi özellikleri sosyal, teknik ve sanatsal davranışları ile denetlemişlerdir. Bu sanatkârların iyi bir doğa araştırıcısı, duyuları ve sezileri ile tanıdıkları doğa ile bütünleşebilen, teknik, fonksiyonel tasarım ve yaratıcılık konularında, en az günümüzdeki meslektaşları kadar yetenekli olduklarını görüyoruz. Bir yandan kendilerinden önceki kültür mirasına sahip çıkarken, aynı zamanda yeni göçler ile Anadolu'yu ele geçiren değişik uygarlıkların getirdikleri teknik ve üslupları da özümlemişlerdir. Gerek bu sahip çıkma, gerekse özümleme olayı hiçbir zaman salt pasif bir etkilenme biçiminde olmamış, aksine her zaman Anadolu'nun özgün karakteri korunmuştur.

Tüm el sanatlarında olduğu gibi, metal işleme tekniklerinde de, beyindeki: duygusal birikim, göz, el parmakları, alet ve işlenen malzeme beşlisinin uyum içinde (Harmonik) çalışması sağlanmış ise, gerek yaratıcı eser üretimini, gerekse teknolojik gelişmeyi gerçekleştirebilmek zor olmaz. Söz konusu teknolojik yenilik, eninde sonunda parmaklar ve gözün uyumlu çalışabilmesine ergonomik türde yardımcı olacak birkaç basit aletten fazlasına gerek duyulmayan bir olaydır. El sanatının anlamı da buradan kaynaklanır. Bir kez alet ve insanın, ruhsal ve ergonomik uyumu sağlanmış ise o teknik yüzyıllar boyu süre gelir, kullanılır ve kolay kolay değiştirilemez.  (İçindekiler)

Kuyumculuğun Tanımı

"Kuyumculuk" değerli metalleri ve alaşımlarını işleyerek şahsi süs eşyaları, ev eşyası, dini takı v.b. eserleri meydana getirmek değildir. Kuyumculuk, değerli-değersiz, metal ve metal olmayan ham maddeleri işlemek suretiyle sanat eseri yapmaya yönelik faaliyetlerin tümüne denir. Mesleki beceri, alelade bir malzemeyi bir mücevhere dönüştürür. Metal olmayan ham maddeler mineral kökenliler (Mermer, Değerli-Değersiz Taşlar, Seramikler v.b gibi) mevcuttur. Güzel alımlı her takı ve ev eşyası kullanıldığı zaman seyredende haz duygusu ve ilgi uyandırır. Bu etkiyi fark eden insanoğlu, ta taş devrinde yani metallerin keşfinden önce kuyumculuğa başlamıştır. Kuyumculuk, insanoğlunun kendini, çevresini güzelleştirme ihtiyacını ve arzusunu karşılamaktadır.  (İçindekiler)

Milyem Tanımı

Kuyumculukta kıymetli metaller has hallerinde kullanılmazlar. Bunun nedeni, ürünün maliyetini düşürmek değil, has metallerin işlenmeye müsait olmamasıdır. Kıymetli madenler, alaşımın bir parçası, bir oranıdır. Sonuç olarak, iki aralığında ayrı ifade edilmesi gerekmektedir. Kıymetli metalin ağırlığı ve alaşımın toplam ağırlığı. Birincisine has (Saf) adı verilirken, ikincisine toplam denir. Eğer bu iki ağırlığı birbirine bölersek milyemi (Ayarı) elde etmiş oluruz. Diğer bir ifade ile milyem, has ağırlığın, toplam ağırlığına oranıdır. Pratik nedenlerden dolayı milyem binler ile ifade edilmiştir. Buna göre has altın 1000/1000 milyemdir. 24 ayar, karşılığıdır. 750/1000 milyem 18 ayar, 585/1000 milyem, 14 ayar karşılığıdır.

Kullanılan ilk ölçek, 24'lük ölçek idi. Ayar ve kırat olarak adlandırırlar. Kırat 1/24'e tekabül ederken, has altın 24/24 ayara karşı gelirdi.

Kuyumculukta 24'lük ölçek kullanılırken, gümüşçülükte 12'lik ölçek kullanılırdı. Has gümüş 12 para idi ve bir para iki kırata eşitti.

Gümüşçülükte de has gümüş milyem ile ifade edilmiştir. Buna göre nitelikli üretilmede kullanılan 925/1000 milyemlik bir alaşım ise her 1000 gramında 925 gram has gümüş bulunur. Kullanılan diğer alaşımlar ise 900/1000 milyem ve 800/1000'dir.  (İçindekiler)


GÜMÜŞÜN KÜLTÜRÜMÜZDEKİ YERİ

Gümüş, tarih boyunca Türkler tarafından bilinen bir madendir. Gümüşün değerli bir maden olması, fiziksel ve kimyasal birçok özelliklerinin Türkler tarafından bilinmiş olması, kullanım alanlarının çokluğu gibi birçok nedenlerle kültürümüzde de önemli bir yer tutmasına neden olmuştur. Gümüş, madenlerin en parlağıdır. Yumuşak olması nedeniyle kolay işlenebilmiş ve gerek takı olarak, gerek ev eşyası olarak kullanılmıştır. Gümüş halk arasında "Ay Taşı" olarak da anılmaktadır. Gümüş mikrop barındırmaz. Onun bu özelliği çok eskiden beri bilindiği için zehirlenme korkusu olanlar suları gümüş kaplardan içmişlerdir. Gümüş kapta bekletilen su mikrop ve zehirden arınır ve güvenle içilebilir. Su filtrelerinde gümüş folyolar kullanılır. Gümüşün tedavi edici özelliği de vardır.

Tıpta birçok alanda kullanılmakta, ameliyat aletlerinin birçoğu gümüşten yapılmaktadır. Gümüşün "Cehennem Taşı" denilen bir bileşiği yara ve yanıkların tedavisinde çok eskiden beri kullanılmaktadır. Bu bileşiğin renginin siyah oluşu ve yarayı çok yakması sebebiyle bu ismi almıştır. Gümüşün "Oligo Aktivite" denen bir özelliği de vardır. Onun bu özelliği insan üzerindeki olumsuz elektrik akımlarının ve zararlı olabilecek miktarlardaki radyasyonun yok edilmesini sağlar.

Çeşitli toplumların kültürlerini, psikolojik ve sosyolojik açıdan incelediğimizde, değişik form ve şekilde kullanım kazanan gümüşün insanlar üzerinde birtakım etkiler bıraktığını adeta büyüleyici, çekici, sempati kazandırıcı özelliklerini bilmekteyiz.

Ayrıca:

* Kem gözlerden, kötülüklerden koruyucu

* Hastalıklardan uzak tutucu, iyileştirici

* Üreme ve çoğalmayı artırıcı

* Kıymetli, değerli, zenginliği, hazine ve dekoru, süslemeyi, şaşaayı vurgulayıcı

* İnancı, bir yere bağlı olmayı

* Güç ve iktidarı, asalet, haşmet ve haysiyeti ifade edici

* Savaşanı ve savaş ganimetini simgeleyen özelliklerine rastlayabiliriz.

Gümüş tarih boyunca birçok kavim tarafından olduğu gibi Türkler tarafından da para olarak kullanılmıştır. Camın arkasında sır olarak ayna yapımında da kullanılmaktadır.

Bu kadar çok kullanım alanı olan gümüş atasözlerinde de yerini almıştır.

"Söz gümüşse, sükût altındır."

"Altın gide dursun, gümüş bize kalsın."

"Altın zenginliği, şatafatı; gümüş asaleti, sadakati temsil eder."

Osmanlı döneminden kalma veciz bir söz vardır. Rahmetli Ziya OYGAN ustamızdan naklen:

Ey gümüş, öyle hayranım ki

İstihalendir senin,

Ki'se'de siyret numa

Aynada suret numa

Açıklaması:

Ey gümüş, Öyle hayranım ki

Cebimize para olur girersin, iç yüzümüzü gösterirsin,

Aynada sır olur, dış yüzümüzü gösterirsin.  (İçindekiler)


GÜMÜŞ EŞYA İŞLEME ELSANATI

Geleneksel Türk el sanatlarından zamanımıza kadar ulaşanlar çok azalmıştır. Türk İslam kültürünü yansıtan bu el sanatlarının başında, hat sanatı, tezhip sanatı, ebru sanatı, çini sanatı, kakma sanatı, cilt sanatı, minyatür sanatı ve gümüş işleme sanatını sayabiliriz. Gümüş işleme sanatı dışındakiler ise hemen hemen yok olmak üzeredir.

Türklerde Gümüş İşleme Sanatı Türk Tarihi kadar eskidir. Gümüş eşyaların toprak altında kolay erimesi nedeniyle çok eski tarihlerden kalma eserler yoktur. Ancak Horasan ve Buhara Kenti çevresinde yapılan kazılarda, Gümüş Ayran Maşrapası, Kılıç ve Kama kabzası at eğer ve koşum parçalarına rastlanmıştır. Osmanlı Devleti döneminde ise gümüş eşya üretimi 16.yy dan itibaren gelişmeye başlamıştır. Bu devirde Orta Asya, Kafkaslar ve Orta Doğu'dan gelen gümüş ustalarının Kapalıçarşı çevresine yerleşmeleriyle bu bölgedeki gümüş işleme sanatı çok gelişmiştir. 18.yy.da gümüş ustaları Topkapı Sarayı'nın içine girmiş, sarayda üretim yapmışlardır. Bu dönemden kalma, gümüş hat sanatı eserleri, Çeşmi Bülbül (Leğen İbrik), hamamtası, şamdan ve vazolar, gümüş kakmalı rahleler, müzelerin ve müzayede salonlarının nadide eserleridir.

Osmanlı dönemi boyunca devam eden gümüş eşya üretimi 20.asrın başlarında savaşlar ve Osmanlı devleti'nin yıkılması nedeniyle gerileme dönemine girmiştir. Buna rağmen Kapalıçarşı çevresindeki varlığını sürdürmüştür.  (İçindekiler)


FİZİKİ ÖZELLİKLER

İşlenebilir parlak beyaz bir metaldir. 2,5 mikron (1 mikron metrenin milyonda biridir) kalınlığında levhalar üretilebilmekte, arasından yeşil-mavi bir ışık geçmektedir. Mosh ölçeğine göre sertliği 2,5 ila 3 arasında olup, saf altından biraz daha serttir. Altından sonra en iyi işlenebilir metal olup, genellikle alaşımları kullanılır.

Diğer değerli metallerde olduğu gibi ayarı binlik sistemle ifade edilir. Geçen yüzyıla kadar 12'lik sistem kullanılıyordu. Alaşım halinde belli bir sesi olmaktadır. En iyi elektrik ve ısı iletkenidir. Tüm metaller arasında ışığı en iyi yansıtandır. Bu ışık, görünen ışık ve enfraruj ışığıdır. Aynaların imalinde kullanılır. Beyaz görünmesinin nedeni, ışık spektrumunda bulunan tüm ışınları homojen şekilde yansıtmasıdır. Ültraviyole ışınlarda gümüşün davranışı kötüleşmekte, yerine radyum gibi değerli metaller kullanılmaktadır.

Gümüşün buharı mavimsi olup kaynama sıcaklığında ortaya çıkar.  (İçindekiler)


DOĞADAKİ HALİ

Gümüş doğada hem doğal maden, hemde cevher olarak mevcuttur. Doğal bir altın-gümüş alaşımı olan elektron madenin içinde de %40 oranında gümüş bulunmaktadır.   (İçindekiler)

Doğal Gümüş

İlk kullanılan gümüş, doğal gümüş olmuştur. Bu madende altın gibi dere yataklarından toplanır veya bazı kayaların içinde damar olarak bulunur. Doğal gümüş çok az miktarda mevcut olduğundan, altından daha geç bir tarihte fark edildiği tahmin edilmektedir. Doğal gümüşün, M.Ö. dördüncü binin başlarından itibaren süs eşyalarının yapımında kullanıldığı görülmektedir.  (İçindekiler)

Cevher gümüş

Gümüş elde edilen başlıca cevherler galen ve gümüş klorürleridir. Dünya gümüş üretimi 6,000 tondur. Meksika, ABD, Kanada, Peru, Avustralya, Bolivya ve Türkiye'de metal olarak bulunmaktadır. Mineralleri bakır, kükürt, klor ve alüminyumla karışmış olarak mevcuttur.

Altınla birlikte simyacıların araştırmalarına konu olmuştur. Bunlar gümüşü sembolüyle gösterirler ve "ay madeni" veya "diana madeni" diye adlandırırlardı. Bu adlandırma şüphesiz gümüşle aynı rengi ve parlaklığı arasındaki benzerlikten doğmuştur.  (İçindekiler)


KİMYASAL ÖZELLİKLER

Ticari Gümüş

Uni standartlarında üç kalite gümüş vardır (külçe veya granül halde). Bunlar Ag98 - Ag93 ve Ag70 olup, sırasıyla %99,98 - %99,93 ve %99,70'dir. Gümüşün saflığını belirtmek üzere kimyager ayarı kullanılır. Kuyum ve gümüşçüler için su gümüşü piyasada bulunan en saf gümüştür.

Genelde su gümüşü granül halde piyasaya sürülür. Aşağı yukarı küresel haldeki gümüş tanelerinden oluşmaktadır ve erimiş gümüşün suya akıtılması ile elde edilir. Şekle etki eden ana unsur düşme yüksekliğidir. Eğer yükseklik az ise kenarları girintilidir, fazla ise ovaldir. Rengi, Şekli ve yüzeyin durumu metalin saflık derecesi hakkında bilgi verebilir. Bu nedenle granül halde iken saflık kontrolü gereksizdir.

Ancak buda gümüş kaplı bakır ile taklit edilebildiğinden özgül ağırlığının kontrolü uygun olacaktır. Bu değer Ag için 10,5 iken, Cu için 9'dur. En sağlıklı yol ise, tüm partinin eritilip bir kısmının analiz edilmesidir.  (İçindekiler)

Gümüşün Kullanıldığı Alanlar

Bilindiği gibi gümüş; takı, ev eşyası ve hediyelik anlamında kullanılmaktadır. Sadece ekonomik yönden değil turizm ve el sanatlarının tanıtılması yönlerinden de çok önemli bir maden olduğundan öneminin gün geçtikçe artmakta olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu yönüyle ekonomimize girmekte ve katkı sağlamaktadır.

Değerli bir maden olan gümüş, çok eski zamanlardan beri para olarak kullanıldı. Gümüş fiyatlarındaki aşırı dalgalanmalar, para sistemindeki rolünü kaybetmesine en büyük etkendir. Hatıra para ve madalyon basımı halen sürmektedir.

Metallerin içinde elektrik öz direnci en düşük ve ısı geçirgenliği en yüksek oluşu, gümüşü pek çok sanayi dalında vazgeçilmez bir metal haline getirmiştir.

Sanayideki en büyük tüketim alanları ve elektronik sanayi %20 - %30'luk bir tüketime sahiptir. Geleneksel süs eşyaları ve takı üretimi sırasında %15 civarında gümüş tüketimi gerekmektedir.

Bunun yanında gümüş, bu gün pek çok metalin üstün vasıflı alaşım meydana getirmesinde kullanılmaktadır. Örneğin alüminyuma binde beş civarında katılan gümüş, bilinen en sağlam alaşımı oluşturmaktadır. Triend–1 füzeleri bu alaşımla yapılmıştır. Jet motorları dişli kutusu imalinde kullanılan magnezyum alaşımı içine %2,5 gümüş ilave edilmesi suretiyle, uzun süre yüksek ısıda çalışma vasfı kazandırmaktadır.  (İçindekiler)


YAPIM TEKNİKLERİ

Kuyumculukta ve gümüşçülükte metal işleme özenli işçilik gerektirir. Küçük anlamlı ve düzgün formların üretimi esastır. Soy metallerin (Altın - Gümüş) ideal işlenebilme özellikleri, darbe karşısında kırılmadan plastik biçimlenebilmeleri kuyumculukta üst düzeyde gelişmeler sağlamıştır. Madeni işleyen ustalar; üzerinde çalıştıkları malzemeyi çok iyi bildiklerinden, uygulayacakları teknikleri bu malzemeye göre seçmektedirler. Antik çağda ve İslam sanatında madeni işleme oldukça ileri bir teknikle yapılmış olup Osmanlı sanatında bu teknikler doruk noktasına ulaşmıştır.

Madeni eserlerin üretiminde, geliştirilen yeni tekniklerin ilavesi ile kullanılan yöntemleri aşağıdaki gibi sınıflandırırlar.  (İçindekiler)

1- Dövme Tekniği

Kullanılan tekniklerin en eski olanıdır. Bu teknikte, madenler çekiçle, örs üzerinde dövülerek işlenir.  (İçindekiler)

2- Döküm Tekniği

Potada eritilen madenlerin istenen biçimde hazırlanmış kalıplara dökülerek dondurulmasına döküm denir.

a) İçi dolu (masif) döküm.

b) İçi boş döküm.

c) Bal mumu tekniği (cire perdue).

d) Santrifüj döküm.  (İçindekiler)

3- Tornada Çekme Tekniği (Sıvama Tekniği)

Torna tezgâhında yuvarlak madeni plakalar kullanılarak yuvarlak ve oval içi boş eserler seri olarak yapılabilir.  (İçindekiler)

4- Pres Tekniği

Tasarlanan formun, erkek ve dişi olarak çelik kalıplara işlenip, metallerin (Altın - Gümüş) çelik kalıbın arasına koyarak, presle uygulanan kuvvetin metali şekillendirmesine denir.  (İçindekiler)

5- Elektro Form Tekniği

Kalıp ya da mandrel üzerinde bir metalin elektrolitik kaplamasıyla cisimlerin şekillendirilmesidir.  (İçindekiler)

6- Madeni Parçaları Birleştirme (Perçin, Lehim, Kaynak)

a) Perçin: Çivi ile birleştirme usulüdür.

b) Lehim: Erime noktası alçak olan bir maden veya bir maden alaşımıdır. Lehimler yumuşak ve katı lehimler olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Kurşun ve kalay karışımı bir alaşım olan yumuşak lehimin erime noktası çok düşüktür. Katı lehimler; altın, gümüş, bakır, tunç ve pirinç gibi maddelerin birleştirilmesinde, katı lehimler yani bu maddelerden hazırlanan, fakat erime noktaları eserin madenin erime noktasından daha düşük olan lehimlere denir. Arkeolojik kazılarda çıkan eserlerde lehim tekniğinin yakın doğuda M.Ö. 3000'den itibaren bilindiğini göstermektedir.

c) Kaynak: Maden parçalarını, çok yüksek ısı veya basınç (Çekiçleme) kullanarak birleştirme usulüdür.  (İçindekiler)


SÜSLEME TEKNİKLERİ

1- Çalma ve Kazıma Tekniği

Altın, gümüş, bakır, tunç ve pirinç eserlerinin üzerine derin çizgilerle süslemeler yapılır. Bu çizgiler iki ayrı usul uygulanarak açılır. Çalma denilen usulde; ucu küt çalma kalemleri ve çekiç, kazıma denilen usulde ise; ucu keskin kalemler ve çekiç veya keski denilen tahta saplı, keskin ve sivri uçlu kazıma aletleri kullanılır.  (İçindekiler)

2- Kabartma Tekniği (Kakma-Repousse-Çarpma)

Altın, gümüş gibi metal levhalar, karasakız, Horasan tozu, iç yağı, talaş ve zeytinyağından yapılan ve esnemeyi önleyen bir karışıma yapıştırılarak, çelik kalem ve çekiçle metal levhanın yüzeyini kabartma desenlerle süsleme tekniğine kakma (Çarpma-Repousse) denir. Kabartmalar, maden tabakasını dıştan (Yüzden) veya içten (Tersten): veya hem dıştan, hemde içten çelik kalem ve çekiçle işlemek suretiyle elde edilebilir.  (İçindekiler)

3- Delik İşi (Kesme, Ajur) Tekniği

Madeni eserlerin üzerine, kesici ve delici aletler kullanılarak çizilen desenin zemin kısmı kesilerek çıkarılır, bazen de zemin bırakılarak desenler kesilip çıkartılarak elde edilen süslemelerin yapıldığı tekniğe verilen isimdir.  (İçindekiler)

4- Telkari ve Güverse Tekniği

Altın ve gümüş telleri eğip, bükerek desenler yapmaya ve bu tel motifleri lehim kullanarak birbirlerine ve çerçeve tellerine tutturmaya telkari tekniği denir. Çeşitli şekillerde hazırlanmış altın veya gümüş taneciklerinin yan yana lehimlenmesiyle elde edilen süslemeye Güverse tekniği denir.  (İçindekiler)

5- Kama (Madene Başka Cins Bir Maden Kakma)Tekniği

Madeni eserlerin üzerine açılan yivlerin veya yuvaların içine başka cins ve renkte madenler katılarak elde edilen süslemeye denir. Bu teknikte esas olan eserin madeni ile kontrast yapacak, eseri renklendirecek diğer bir malzemenin kullanılmasıdır.  (İçindekiler)

6- Savatlama (Niello) Tekniği

Madeni eserlerin üzerine açılan kanallara ve yuvalara, belirli oranlarda kükürt ile gümüş ve bakır veya ile kurşun ve bakır madenleri karıştırılarak, elde edilen siyah rengin çeşitli tonlardaki madeni karışımın doldurulması tekniğine savat denir.  (İçindekiler)

7- Mıhlamacılık (Değerli-Yarı Değerli Taşlarla Süsleme) Tekniği

Altın, gümüş gibi madenlerden yapılan takı ve objenin üzerine tel veya astar lehimleyerek üstü açık yuvalar: veya madenin zeminini çökerterek veya oyarak yuvalar hazırlayıp, bu yuvaların üzerine kıymetli taşlar veya yarı değerli taşlar tekniğine mıhlamacılık denir.  (İçindekiler)

8- Mine Tekniği (Emaye)

Mine, toz cam ve maden oksidi karışımı, madeni eser üzerine çökertilerek veya oyularak açılan yuvaların içine doldurulup, eser fırınlanır; ısı ile eriyen cam madde, madene yapışarak parlak ve renkli mine dolguyu meydana getirme tekniğine denir.  (İçindekiler)

9- Kaplama ve Yaldız Tekniği

Bakır, tunç ve gümüş eserler, mekanik veya kimyasal usuller uygulanarak altınla kaplanabilir. Altın kaplama, eserin bazen bütün yüzeyine, bazen de yalnızca belirli kısımlarına uygulanır. Madeni eserler, mekanik usullerle, üzerine çok ince altın levhalar çekiçlenerek veya zar gibi ince altın varaklar bir yapıştırıcı ile yapıştırılarak kaplanabilirler. Madeni eserler kimyasal usuller uygulanarak da altın kaplanabilir. Bir cıva-altın alaşımı olan malgama ve ısının kullanıldığı kaplama usulüne yaldız denir. gelişen teknoloji, elektroliz metoduyla yaldız ve rodaj kaplama tekniği madeni eserlere uygulanmaktadır.  (İçindekiler)

10- Rötuşlama Tekniği

Kuyumcu ışık gölge oyunları ile fark edilmesini istediği ayrıntıları ön plana çıkartır. Işık efekti oluşturmak için düzlemin ışınlarını yansıtacak şekilde parlatılır. Efekti arttırmak için kenarları koyulaştırılır. Bu etkiyi elde etmek için; parlak rötuşta, elde ya da makinede rötuş, cilalama, taşlama, dönen silindirlerde cilalama, anodik ya da katodit galvaniz banyosu yöntemlerinden biri veya birkaçı bir arada kullanılır.

Parlak olmayan rötuşta ise, fırçalama, elektrikli matlaşma, kumlama yöntemlerinden biri veya birkaçı bir arada kullanılarak mat yüzeyler elde edilir.  (İçindekiler)